Kayıtlar

Sıradanlık ve Değişim ..

Uzun zamandır yazmıyorum. Uzun zamandır içimi bu satırlara dökmüyorum. Belki de dökecek bir şey bulamadığımdan, belki de her şey fazla aynılaştığından. Çünkü bazen hayat, büyük kırılmalarla değil; tam tersine hiçbir şey olmuyormuş gibi ilerlediğinde yoruyor insanı. Sıradanlaşmış bir sıradanlığın içinde, fark etmeden hapsoluyorsun. Öyle bir dönem ki… Herkesten biraz uzak, her şeyden biraz eksilmiş hissediyorsun. Ne tam kopmuşsun ne de tam içindesin hayatın. Adını koymak zor ama bir “yaş sendromu” işte. İçine çekildikçe daha çok düşünüyorsun, düşündükçe daha çok yoruluyorsun. Son zamanlarda fark ettiğim bir şey var: İlahi adalet. Eskiden sadece duyduğum, bildiğim bir kavramken; şimdi hissettiğim bir şeye dönüştü. Bir şeyi zorlamayı bıraktığında, “Allah’a havale ediyorum” dediğinde… gerçekten bir şeylerin değiştiğini görüyorsun. Sen unutsan da unutmayan bir yaradan var. Ve belki de insanı en çok rahatlatan şey bu: Her şeyin bir karşılığı olması. İyi ya da kötü, herkes ektiğini biçiyor. Er...

Bir Sayfa Daha Çevirecek Güç

      Kendimi zorladığım yorgunluktan   ölüyorum” dediğim haftaların son gününden yazıyorum bu satırları. Yorgunluk diyorum ama aslında kelimeler yetersiz kalıyor. Keşke şu kitapların dili olsa da masanın üzerindeki sessiz tanıklar gibi anlatabilse içimde biriken ağırlığı. Çünkü bu, tek kelimelik bir yorgunluk değil. Kütüphane masasının başında yazıyorum. Sayfalar açık, notlar dağınık, zihnim daha dağınık. Saatin kaç olduğu belirsiz; tek net olan şey eve nasıl gideceğimi düşünecek kadar bile enerjimin kalmamış olması. Bedensel yorgunluk bir yere kadar ama asıl tüketen zihnin susmaması. Bugün gelişim psikolojisi çalıştım. Bülent hocanın son ders videosu beklediğim gibi değildi — ders gibi değil, terapi gibiydi. Freud’un kişilik gelişimini dinlerken bir noktadan sonra teoriyi değil, kendi hayatımı dinliyormuş gibi hissettim. Bazı cümleler vardır, not almak için değil durup düşünmek için söylenir — işte onlardandı. Ve bugün zihnimde en çok kalan cümle şu oldu: “...

Yorgun Bünyenin İsyaaanıııı..

 Ahhh… benim yorgun bünyem bir gün bana “isyaaaan” diyeceğini biliyordum. Ama hayır, şimdi değil. Henüz değil. Kaç haftadır kütüphane–ev- dersane  yollarında geçen günler… Soğukta koşturmacalar, sırtımda çanta, oradan oraya yetişme telaşı. Bedenimin bir köşeye çekilip “beni biraz dinle” demesi çok da sürpriz olmadı aslında. Biliyordum. Soğukta kuruyan terin, fark etmeden içime işleyen o ince sızının beni hasta edeceğini tahmin etmeliydim. Ama insan bazen bile bile yorar kendini. Çünkü durursa her şey yarım kalacak gibi gelir. Bir de işin Deniz kısmı var tabii… Hasta hasta, “aşgumm seni çok özledim” diyerek sarılmaları. Kaçınılmaz son..

Beni Sal Deniz: Kütüphane Günlüğü

Resim
    Bugün kütüphane yollarında bana eşlik eden  Denizciğimle geçen günü anlatmak istiyorum. Hani bazı günler vardır, planladığın gibi gitmez ama tam da olması gerektiği gibi olur ya… işte o günlerden biri.  Deniz’le kütüphaneye geldiğimizde saat tam 5’ti.Normalde 5’e kadar asla kalmam. Ciddiyim, as-la.  Deniz “beni de bekle” diye diye o saate kadar oyalamış, ben de farkında olmadan 5’te giriş yapmışım. Zaman algım resmen Deniz moduna geçmiş. İlk başta ayrı masalarda ders çalışmaya başladık. Bir iki saat gayet sakin, herkes kendi dünyasında. Sonra Deniz “yanıma gel” diye tutturdu. Dayanamadım, gittim. O tarih çalışıyordu, ben matematik. Ben sorularla boğuşurken, “x nedir?”, “y buraya niye geldi?”, “bu soru benden ne istiyor?” diye içsel çığlıklar atarken… Deniz sakince dinliyor, gülümsüyor 😅 Belli ki matematikten çok benim halimle eğleniyor. Sonra birlikte molaya çıktık. Aldıklarımızı yedik, sohbet ettik. Ama o molalar yok mu… Normalde ben tek ...

Bir Mesajlık Umut 🙏🏻

Resim
   Güne bu mesajla başladım. Ne kahveyle, ne alarmla… Bir bildirim sesiyle uyandı içimdeki her şey. Ekrana baktım. Okudum. Sonra bir kez daha. İnsan bir mesajla bu kadar uzun bakışır mı? Bakışıyormuş… Hem de gözleri dolarak, kalbi titreyerek. “Sayın CANSU YILDIRIM…” O andan sonrası bir cümle değil, bir duaydı sanki. Allah’ım nolur… Bir umut olsun… Bir şeyler yoluna giriyor olsun… Mesaj oradaydı, ben buradaydım. Aramızda sadece birkaç satır vardı ama hissettirdikleri koskocamandı. Sanki o mesaj bana “yoruldun ama vazgeçmedin” diyordu. Sanki bütün uykusuzlukları, sessizce edilen duaları görmüştü. Bazen hayat sana sarılmaz. Ama küçük bir işaret bırakır. “Devam et” der gibi. “Bir adım daha at” der gibi. Bugün o işaret bir mesajdı. Ben de ona uzun uzun baktım. Gözlerim dola dola, kalbim umutla. Ve içimden sadece şunu geçirdim: Belki başlıyoruzdur. Allahımmmmm noluuuurrrr🙏🏻🙏🏻🙏🏻🙏🏻

Taşları Temizlerken ✔️

Resim
  Bir kütüphane serüveninden bilmem kaçıncısından merhabalar 🌿 Uzun süslü cümleler yazmayacağımm; kütüphanedeyim, ders çalışıyorum. MEB yollarındaki taşları tek tek temizliyorum. Bazen süpürge ağır geliyor, bazen toz gözüme kaçıyor ama yol yine de açılıyor. Masamda çikolatam, notlar karışık, aklımda “bir gün olacak” cümlesi. Sessizlikle aramda sessiz bir anlaşma var: ben vazgeçmiyorum, o da beni bölmüyor. Bugünlük bu kadar. Taşlar biraz daha azaldıysa, doğru yoldayım demektir. 📚✨

Ankara’da Kar, Tesadüfler ve Kardan Kadın ☃️❄️

                                                                                Bugün garip bir tesadüfün ikincisini yazmak istedim buraya… Koşarak geldim hatta. Hayatın tesadüflerle dolu olduğunu  daha önce anlamıştım ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Ankara, sen küçük bir şehir değilsin; bu karşılaşmayı bu kadar denk getirmene gerçekten.  aklım ermiyor 🙂 Bu tesadüf bana şunu fark ettirdi: Ben geçmişle barışmışım. Kızgınlığım yok, kinim yok. Geçmişle kavgam biteli çok olmuş ama bugün bunu daha net anladım. O kısacık sohbet, hayatın birinden nefret etmek için ne kadar kısa olduğunu hatırlattı bana. İçimden sadece iyi olmasını, mutlu olmasını diledim. Ve anladım ki… Hayat geçmişte takılı kalmak için de fazla kısa. Dışarı çıktığımda kar yağıyordu. Bilerek Kızıl...