Bir Kış Günü İstanbul’a Düşmek

 Bir kış günü düşmüşüm İstanbul yollarına…

Soğuğu yüzüme çarparken içimde tuhaf bir sıcaklık, tanıdık bir his. Evim gibi hissettiğim o kalabalığın içinde kendimi bulduğum şehre yolculuktan merhabalar. İstanbul’un karmaşası, sesleri, telaşı… Hepsi bana aitmiş gibi, sanki yıllardır beni bekliyormuş gibi karşılıyor.


Öyle hissediyorum ki o şehre her gidişimde yepyeni bir hayatın içine dahil oluyorum. Yeni bir Cansu, yeni bir başlangıç, tertemiz bir sayfa… Yeniden doğmuş gibi. Omuzlarımdaki yükler hafifliyor, zihnimdeki karmaşa yerini dingin bir yorgunluğa bırakıyor. İyi geliyor bana İstanbul; bazen bir sokak arası, bazen vapurun camından görünen puslu bir manzara, bazen de hiç tanımadığım bir kafede içilen sıcak bir kahve.


İzmir’den sonra kendimi en iyi hissettiğim şehir burası. Belki denizi başka, belki rüzgârı daha sert ama duygusu bambaşka. Her gelişimde “Ben buradayım” diyor gibi. Ve ben her seferinde yeniden tanışıyorum onunla. Her gittiğimde yeni bir yerini keşfediyorum;

“aa burayı görmemiştim”,

“aaa burası böyleymiş”

diye diye yürüyorum sokaklarında. Kaybolmayı seviyorum bu şehirde, çünkü kayboldukça kendime yaklaşıyorum.


Orada kurduğum bağlar var; bir bankta otururken kurulan hayaller, bir sokak lambasının altında edilen iç konuşmalar, kalabalığın içinde hissedilen yalnızlık ama aynı zamanda ait olma duygusu… İşte bütün bunlar beni İstanbul’a daha çok bağlıyor. Bu şehir bana sadece gezilecek yerler sunmuyor; bana hisler, düşünceler ve cesaret veriyor.


Belki de bu yüzden her kış, her fırsatta yolum yeniden buraya düşüyor. Çünkü İstanbul, bana her defasında şunu fısıldıyor:

“Değişmekten korkma. Yeniden başlamak mümkün.”



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Pazar Sabahı Hayallerin Peşinde

Hepimiz Biraz Vaka Değil Miyiz?

Bursa’da Beş Günlük Bir Kamp Serüveni