Eksik Bırakılan Çocukluk...

 Bugün buraya mutlu olduğum anları yazmak isterdim. Güldüğüm şeyleri, içimi ısıtan küçük tesadüfleri, güzel geçen bir günü anlatmak isterdim. Ama bugün içimden sadece yıllardır içimde taşıdığım bir yarayı anlatmak geliyor.

Hayattayken babasız büyümeyi...

Kaç yaşına gelirsem geleyim kapanmayacağını bildiğim bir yarayı.

Bu satırları yine ağlayarak yazıyorum. Nedenini bilmiyorum. Sanki bütün bunları ilk kez yaşıyormuşum gibi canım acıyor. İnsan bazı acılara alışmıyor galiba. Sadece onlarla yaşamayı öğreniyor. Ama bazı günler geliyor, o acı kapıyı hiç çalmadan içeri giriyor.

Bir kere bile babana sarılıp "Beni neden sensiz bıraktın?" diye ağlayamamak nasıl bir histir, bilir misiniz?

Mutlu olduğunda ilk aramak istediğin kişinin baban olmaması...

Üzüldüğünde başını yaslayabileceğin bir  babanın  olmaması...

Düştüğünde "Benim babam var, bana bir şey olmaz." diyememek...

Baba kelimesi duyulduğunda aklına güven değil de eksiklik gelmesi...

Ben biliyorum.

Çünkü ben bunu çocukluğumdan beri yaşayarak öğrendim.

Eksik büyüyerek öğrendim.

Hatta bazen eksik büyümekten daha acısı var. Hayatıma giren herkeste istemsizce "Acaba o da babam gibi mi olacak?" korkusunu taşımak... İnsanlara güvenmeye çalışırken bile içinde hep bir ihtimal bırakmak...

Bu, çocukken öğrenilmemesi gereken bir şeydi.

Ama ben çok küçük yaşta büyümek zorunda kaldım.

Ben çocukken bile büyüktüm aslında.

Babam bana farkında olmadan çok şey öğretti. Hayatta güçlü olmak zorunda olduğumu öğretti. Ayakta kalmayı, düştüğüm yerden kendi kendime kalkmayı öğretti. Eğer bu hayatta var olmak istiyorsam dimdik durmam gerektiğini öğretti.

Belki istemeden...

Belki yokluğuyla...

İnsan bazen babasının varlığından değil, yokluğundan öğreniyor hayatı.

Ve inanır mısınız, bazen bunun ağırlığı yıllar geçse de hafiflemiyor.

Millet babasıyla bir fotoğraf paylaşınca...

Bir telefon konuşmasına şahit olunca...

Bir baba kızını alnından öpünce...

O an fark ediyorsun senden nelerin çalındığını.

Sadece bir insan eksilmiyor hayatından.

Çocukluğun eksiliyor.

Güven duygun eksiliyor.

Sırtını yaslayabileceğin o his eksiliyor.

Belki de en çok, "Benim arkamda babam var." diyebilmenin verdiği güven eksiliyor.

Sonra insanlar diyor ki "Zaman her şeyin ilacı."

Hayır.

Zaman bazı acıları iyileştirmiyor.

Sadece onlarla yaşamayı öğretiyor.

Bugün hâlâ bazı geceler durup dururken ağlayabiliyorsam, demek ki bazı yaraların takvimi olmuyor.

Bakmayın bana... Özellikle regl dönemlerinde bu hisler daha da yoğunlaşıyor. Ama sadece o zaman değil. Bazen hiç beklemediğim bir anda geliyor. Bir şarkıda, bir cümlede, sokakta el ele yürüyen bir baba ile kızını görünce...

O boşluğu bir kez daha hissediyorum.

Ve biliyorum ki o boşluğu kimse dolduramayacak doldurmasını da beklemiyorum kim içimdeki o küçük kıza sarılabilir ki?

Çünkü bazı eksiklikler tamamlanmıyor.

Sadece insan onlarla yaşamayı öğreniyor.

Bu satırları yazınca hiçbir şey değişmeyecek.

Babam geri gelmeyecek.

Geçmiş değişmeyecek.

Belki gözyaşlarım da dinmeyecek.

Ama insan bazen konuşamadıklarını yazmak istiyor.

Sustuklarını dökmek istiyor.

İçinde yıllardır sessizce taşıdığı yükü birkaç satırlığına olsun omuzlarından indirmek istiyor.

Belki de yazmak, benim kendime sarılma biçimim.

Neyse...

İyiyim.

Ya da herkesin dediği gibi; iyi görünmeyi öğrendim.

Zaten bu hayatta bazen insanın başka seçeneği kalmıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hepimiz Biraz Vaka Değil Miyiz?

Bursa’da Beş Günlük Bir Kamp Serüveni

Sıradan Bir Günde Sıradışı Düşünceler