Bir Doğum Gününden Fazlası


 19 Temmuz...

Bu küçük kızın doğum günü.

Bir yaş daha büyüdüm. Belki de bir yaş daha yaşlandım. Ya da hayat bana bir yıl daha yaşayarak öğrenemeyeceğim kadar çok şey öğretti. Hangisi olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyorum.

Ama bildiğim tek bir şey var: Bu yıl doğum günümde yaş aldığımı düşünmekten çok, o anların güzelliğini yaşamayı seçtim.

Her doğum günü insana ister istemez zamanın nasıl geçtiğini hatırlatıyor. Eskiden "Bir yaş daha büyüdüm." derdim. Şimdi ise "Bir yıl daha yaşadım." diyorum. Çünkü büyümek sadece takvim yapraklarının değişmesi değilmiş. İnsan bazen bir olayla, bazen bir vedayla, bazen de hiç beklemediği bir gülümsemeyle büyüyormuş.

Kendime baktığımda bunu hissediyorum.

Evet, yaş alıyorum. Ama bu değişim yalnızca aynadaki yansıma değil. Ruhumun da büyüdüğünü hissediyorum. Eskisi kadar acele etmiyorum. Bazı şeyleri daha çok anlamlandırıyor, bazılarını ise sessizce geride bırakabiliyorum.

Ve bazen kendi kendime gülümseyerek...

"Hey gidi gençlik..." diyorum.

Belki de insan bunu söyleyecek yaşa gelince gerçekten büyümüş oluyor.

Bu doğum günümün bana en güzel hediyelerinden biri ise yapay zekâyla hazırladığım o fotoğraf oldu. Küçüklüğümle aynı karede buluştuğum o fotoğrafa uzun uzun baktım.

Sanki iki farklı zaman birbirine sessizce bakıyordu.

Küçük Cansu, bugünkü bana merakla bakıyordu. Gözlerinde umut, heyecan ve henüz tanımadığı bir hayat vardı.

Bugünkü Cansu ise ona özlemle bakıyordu.

Keşke o çocukluğun o saf heyecanını bir günlüğüne yeniden yaşayabilsem diye düşündüm. Sonra fark ettim ki o küçük kız aslında hiç kaybolmamış. Hâlâ içimde yaşıyor. Sadece büyüdü, daha çok şey gördü, daha çok düştü, daha çok kalktı ve hayatın ona öğrettikleriyle biraz daha olgunlaştı.

Doğum günüm boyunca telefonum hiç susmadı. Sevdiklerimin güzel dilekleri, içten mesajları, aramaları ve birbirinden anlamlı hediyeleri günümü daha da güzelleştirdi. Bir insanın en büyük zenginliği, hatırlandığını hissettiği anlarmış. O gün bunu bir kez daha anladım.

Ama gün bununla da bitmedi.


Akşam, lise yıllarında aynı sıraları paylaştığım arkadaşımın düğününe gittim. Yıllar önce birlikte büyüdüğümüz, sınav stresini, okul telaşını, gençliğin en güzel anılarını paylaştığımız arkadaşımın en mutlu gününde yanında olmak tarifsiz bir histi.

Hayat gerçekten ilginç...

Sabah kendi doğum günümü kutlarken, akşam başka bir hayatın en özel başlangıcına şahit oldum.

Üstelik düğünde ilkokul sıralarında birlikte büyüdüğüm bir arkadaşımı da gördüm. Bir anlığına yıllar geriye sardı. Aynı koridorlarda koşturan çocuklar, okul bahçesinde oynanan oyunlar, zil sesleri, ders araları...

Zaman hepimizi farklı yollara götürmüş olsa da bazı karşılaşmalar insanın kalbine sıcacık dokunuyor.

Düşündüm de...


Bir gün içinde hem çocukluğuma baktım, hem gençliğime döndüm, hem de geleceğe dair umutlar taşıyan insanların mutluluğuna ortak oldum.

Belki de bu yüzden bu doğum günü diğerlerinden farklıydı.

Artık yeni yaşımdan büyük beklentilerim yok. Mucizeler beklemiyorum.

Sadece sağlıklı olmayı, sevdiklerimin yanımda olmasını, huzurla gülebilmeyi ve her yıl dönüp bugüne baktığımda "İyi ki yaşamışım." diyebilmeyi istiyorum.

Hoş geldin yeni yaşım...

Getireceğin her şeye hazırım.

Ve sevgili küçük Cansu...

Merak etme.

Hayal ettiğin kadın olmaya çalışıyorum. Belki kusursuz değilim ama vazgeçmedim. Hâlâ umut etmeyi biliyorum. Hâlâ gülümseyebiliyorum. Ve her şeye rağmen, hayata teşekkür edecek sebepler bulabiliyorum.

İyi ki doğdum.

İyi ki hâlâ içimde o küçük kız var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hepimiz Biraz Vaka Değil Miyiz?

Bursa’da Beş Günlük Bir Kamp Serüveni

Sıradan Bir Günde Sıradışı Düşünceler